Tifonun Sebep Olduğu Hastalıklar

Nisan 7th, 2010 by admin

Tifonun Sebep Olduğu Hastalıklar

Tifo, bağırsaklara yerleşen çomak şeklinde bir bakterinin sebep olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın etkeni olan tifo basili pis suların içilmesi ve mikroplu yiyeceklerin tüketilmesiyle insana bulaşır. Bu nedenle günümüzde, kanalizasyon sorununun çözüldüğü, içme sularının ve yiyeceklerin bu atıklarla kirlenmediği yörelerde tifo olayları eskiye oranla çok azalmıştır.

Yiyeceklerle vücuda alınan mikroplar bağırsaklardaki lenf düğümlerinde konumlandıktan sonra kana karışır ve toksin yayarak kanın zehirlenmesine yol açar. Bağırsaklarda geçen kuluçka döneminin süresi genellikle 10-15 gündür. Ardından ateş, baş ağrısı, halsizlik ve iştahsızlık gibi ilk hastalık belirtileri başlar. İnatçı ateş bir hafta içinde 40 dereceye kadar yükselir ve tedavi edilmezse 3-4 hafta sürer.

10 gün sonra da deride, özellikle karın bölgesinde küçük pembe lekeler belirir. Bu evrede genellikle kabızlık veya ishal görülür; bağırsak duvarlarında geniş yaralar açılır, dalak büyür, akyuvar sayısı azalır ve hasta sürekli su kaybettiği için çok bitkin düşer. Özellikle iki yaşından küçük çocuklarda su kaybına bağlı ölüm tehlikesi daha fazla olduğundan, hiç zaman yitirmeden antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.

Tifo basili gibi “ Salmonella ”cinsinden olan bazı bakteriler de A ve B tipi paratifo hastalığına yol açar. Sindirim bozuklukları, ishal, bulantı; ateş ve halsizlik gibi belirtiler tifoyu andırır, ama hastalık tablosu çok daha hafiftir. Bazen tifo ve paratifo basillerini bağırsaklarında barındıran kişiler hastalığı o kadar hafif geçirirler ki çoğu zaman hasta olduklarını bile anlayamazlar. Bu grubun küçük bir bölümü sonunda “ taşıyıcı ” durumuna gelir; yani, varlığının farkında bile olmadıkları halde tifo mikrobunu yıllarca bağırsaklarında taşır ve dışkıyla birlikte dışarı atarlar. Bu nedenle kanalizasyonlardaki arıtma tesislerinde önlemlerin alınması için titiz davranmak ve denize akıtılmadan önce bu atıklarda canlı mikropların bulunmadığından emin olmak gerekir.

Bu önlemlerin göz ardı edildiği aşırı kalabalık, yoğun nüfuslu ve yoksul ülkelerde tifo basilleri içme sularına, sebze ve meyve bahçelerinin sulama tesislerine ve toprağa karışabilir. Bu bölgelerde suyu kesinlikle kaynatarak içmeli, pişmemiş meyve ve sebze tüketilmemelidir. Sinekler de tifolu hastaların dışkılarından mikropları alarak yiyeceklere ve suya bulaştırdıklarından hastalık büyük bir hızla yayılır. Bu sebeple, paratifo ve tifonun yaygın olduğu ülkelere gidecek bireylere koruyucu aşı yapılmalıdır.

Kaynak:
Tifonun Sebep Olduğu Hastalıklar

Akşamdan kalanlara yağ, bal, ekmek

Ekim 22nd, 2009 by admin

İngiliz bilim adamları, içkinin etkilerini azaltmanın yollarını gösteren bir reçete açıkladı

İngiliz bilim adamları, yılbaşı öncesinde ‘akşamdan kalma’ları kendine getirecek bir reçete hazırladı: Ekmek, yağ ve bal…
Kraliyet Kimya Topluluğu, yağ, bal ve ekmekle yapılan kahvaltının gece içilen içkinin olumsuz etkilerini gidereceğini açıkladı. Balın, vücutta alkol tüketiminden sonra azalan sodyum, potasyum ve fruktozları yenilediği belirtildi.

İçki öncesi önlemler
Topluluğun üyelerinden John Emsley, vücudun alkolü ‘asetaldehid’ adlı bir toksik maddeye dönüştürdüğünü, bu maddenin baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmaya neden olduğunu söyledi. Emsley, zamanla asetaldehidin etkisini kaybettiğini, bal ve ekmeğin ise bu süreyi kısalttığını belirtti. Uzmanların akşamdan kalma olmaya karşı önerdikleri diğer önlemler ise şöyle: İçki içmeden önce bir bardak süt için, koyu renkli içkiler yerine cin, votka ve tonik gibi iki kez arıtılan içkileri tercih edin, arada birkaç bardak alkolsüz içecek için, ertesi gün bol miktarda sıvı tüketin.

Kaynak:
Akşamdan kalanlara yağ, bal, ekmek

Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip

Ekim 21st, 2009 by admin

Bir bahar havası bir kış havası derken nezle ve gribe yakalanmanın çok kolay olduğu bir mevsimdeyiz. Ama bazı önlemler alarak bu hastalıkların size uğrama ihtimalini azaltabilirsiniz

Çocukluğumuzda bahar 21 Mart’ta başlardı. 1 Mayıs’ta okullarımız tatil olur, bahar bayramını kutlardık. Yaz haziran ayında yani okullarımızın tatilde olduğu günlerdeki güneşle bize gelirdi… Ya şimdi? Şubatta bahardan bir gün, haziranda son derece soğuk bir gece, temmuzda yağmur! Böyle havalar bizi daha çok hastalanır hale getirdi. Gün geçmiyor ki birimiz gripten, nezleden, vücudumuzun kırılmasından bahsetmeyelim.
Nezle aslında yılın her mevsiminde görülebilen, değişik virüslerle oluşabilen, kırıklık, burun akıntısı, öksürük gibi belirtilerle seyreden, en fazla bir hafta-10 gün içinde kendiliğinden iyileşen bulaşıcı bir hastalıktır.

Çocuklar nezleye büyüklere oranla daha çok yakalanıyor

Nezle bütün dünyada yaygındır. Ilıman iklim kuşağında daha çok görülür. Mevsimlerin değiştiği zamanlarda, ani sıcaklık değişiklikleri ile nezle görülme sıklığı artar. Bu nedenle en fazla görüldüğü mevsim sonbahardır. Herkes yılda birkaç kez nezle geçirebilir. Hastalığa yakalanma yaş ve cinsle ilgili değildir fakat çocuklar erişkinlere oranla daha duyarlıdır. Nezle, hapşırık ve öksürükle havaya yayılan virüslerin başka bir insan tarafından solunmasıyla bulaşır. Halsizlik, hafif baş ağrısı, hafif bir ateş, öksürük, gözlerde kızarma, yaşarma, üst solunum yollarında yanma hissi ve burun akması en önemli belirtilerdir. Normal şartlarda kısa sürede geçen hastalık sinüzit, orta kulak iltihabı, zatürree gibi komplikasyonlara neden olursa iyileşmesi zorlaşır ve uzar.
Tedavisinde burnu tuzlu suyla yıkama ve C vitamini alınması dışında yapılabilecek çok fazla bir şey yoktur. Bir hafta geçmesine rağmen nezlesinin iyileşmediğini ve durumunun kötüleştiğini fark eden herkes bir doktora gitmelidir.

Kapalı, yağışlı havalardan sonra grip vakaları artıyor

Hastalıktan korunmak için yapılacak tek şey, nezleli kişilerden ve özellikle hastalığın çok görüldüğü aylarda toplu yaşanan ve sıkışık yerlerden uzak durmaktır.
Gribe gelince, nezle gibi bulaşıcı bir virüs enfeksiyonu olmakla birlikte ona nazaran çok daha ağır seyreden bir hastalıktır. Genellikle sonbaharın soğuk aylarında başlar ama yaz sonlarında, sıcak aylarda başlayan salgınlar da olduğu saptanmıştır. Hastalık sisli, kapalı, yağışlı geçen günlerden sonra artış gösterir. Grip hastalığına bütün ırk, cins ve cinsiyetler aynı oranda duyarlıdır. Fakat küçük çocuklar ve vücut direnci düşmüş yaşlı ve hasta kişiler hastalığa daha çok yakalanır. Okul, kışla, fabrika, hapishane, bakımevi gibi toplu yaşanılan yerlerde bulaşma kolay olduğundan hızlı bir şekilde yayılır. Sonbahar ve kış mevsimlerinde toplu ulaşım araçlarının, sinema, tiyatro gibi yerlerin hastalığın bulaşmasını kolaylaştırdığı bilinmektedir.
Nezlede geçerli olan korunma yöntemleri grip için de geçerlidir. Ayrıca gripte son yıllarda sıkça uygulanmaya başlayan aşının da yüksek oranda koruyuculuğu olduğu görülmüştür. Her yıl salgın yapan influenza virüsü kendi içinde değişiklikler gösterdiğinden o yıl üretilecek olan aşılar Dünya Sağlık Örgütü tarafından yeniden belirlenir. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin aşılanması her sonbahar başında tekrarlanmalıdır.

Alınabilecek önlemler

Enfeksiyonun çok olduğu zamanlarda ara öğünlerde 1 kivi+10 fındık yiyin.

Salatalara bir demet maydanoz doğrayın.

Bütün besin gruplarını içeren, yeterli ve dengeli bir beslenme planını uygulayın.

Her gün bol sebze ve meyve tüketmeye özen gösterin.

Bol sıvı alın.

Bitki çaylarından, özellikle ekinezyadan destek alabilirsiniz.

Sigarayı bırakın. Sigara içmeyenler sigara içenler kadar nezleye, gribe, öksürük ve boğaz ağrısına yakalanmamaktadır.

Nezle ve grip olan kişilerden uzak durun. Enfeksiyona neden olan virüsler öksürme ve hapşırma yoluyla havaya saçılır ve soluduğumuz havadan kolayca bulaşabilir. Bu nedenle hasta kişilerden, kalabalık ve kapalı yerlerden uzak durun.

Ellerinizi sık sık yıkayın. Nezle ve grip mikropları telefon, kapı tutamakları ve paradan kolayca bulaşabilir.

Gerektiğinde grip aşısıyla önlem alabilirsiniz.

Kaynak:
Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip

Cep’inizden uzaklaşın

Ekim 21st, 2009 by admin

Cep telefonunu çok fazla kullanmak kanserden tümöre birçok hastalığa yol açabiliyor.

İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Kalkan, acil durumlar dışında hamilelikte cep telefonu kullanılmaması gerektiğini belirterek, “Cep telefonunu bebeklerin ve çocukların yakınında kullanmamak gerekir. Acil durumlar dışında çocukların kullanmamasında yarar var” dedi.

Cep telefonunu, yatak başucuna koyarak uyumanın sakıncalı olduğuna da dikkati çeken Kalkan, otomobil, asansör gibi dar ve kapalı alanlarda veya bodrum katı gibi erişimin zayıf olduğu alanlarda görüşme yapılmamasını istedi. Kalkan, cep telefonlarının, yaydığı elektromanyetik enerji nedeniyle insanda beyin tümörü, kısırlık, hipertansiyon ve kansere yol açabildiğini savundu.

Tüm canlıların elektromanyetik enerjiyi soğurduklarını, buna bağlı olarak da hücre kimyalarında birtakım değişikliklerin gözlendiğini belirten Kalkan, bu etkileri şöyle sıraladı: “Hücre proteinlerinde ve enzimlerinde bozulma, hücre zarlarında yapışma, hücre dışına kalsiyum, sodyum ve potasyum kaçışları, hücre zarında delinmeler ve DNA tahribatı yaşanabiliyor. Cep telefonları kalp pilinde bozulma, dikkatin azalması, geçici işitme bozuklukları, görüş alanında daralma, kulak çınlaması, yorgunluk, baş ağrısı ve sersemlik hissine yol açıyor.” Korunmak için ne yapmalı? Prof. Dr. Mine Kalkan, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Kulaklık kullanmak, telefonu kalp, beyin ve diğer yaşamsal organlardan uzak tutmak, harici antenli cep telefonları ile SAR (özgül emilme oranı) değeri düşük cihazları tercih etmek ve numara çevrildikten hat bağlanana kadar geçen sürede telefonu vücuttan uzak tutmak.”

Kaynak:
Cep’inizden uzaklaşın

Gizli şekere dikkat!

Ekim 21st, 2009 by admin

Diyabet hastalığı tüm dünyada milyonlarca kişinin sağlığını etkiliyor. Uzmanlar, Türkiye’deki sorunun ise gizli şeker olduğunun altını çiziyor

Ömür boyu süren bir rahatsızlık olan diyabet, bugün dünyada 200 milyon kişinin hastalığı. Her yıl 10 milyon kişinin diyabetli nüfusa katıldığı tahmin ediliyor ve bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü’nce (WHO) bir numaralı mücadele edilmesi gereken hastalık olarak isimlendiriliyor. Hasta sayısının 2020′de 250, 2030′da 366 milyon olması bekleniyor. Türkiye’de gizli şekerle birlikte 6 milyon diyabetli bulunuyor.
Dünya Diyabet Günü’nün bu yılki sloganı; “Herkes için diyabet bakımı”. Tüm dünyada çok sayıda kişi diyabeti olduğunun farkında değil. Türkiye’deki diyabetlilerin de 1.5 milyonunun hastalıklarının farkında olmadığı bildiriliyor. Diyabet, müdahale edilmediğinde körlük, kalp ve damar hastalıkları, felç, böbrek yetmezliği ve sinir sisteminde tahribata yol açabiliyor. Avrupa’da 20 yaş üstü körlük nedenleri arasında birinci sırada yer alan diyabet, ABD’de de yılda 90 bin kişinin ayağının kesilmesine neden oluyor.
Türkiye’nin öncelikli sorununun gizli şeker olduğunu kaydeden Türk Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, ülkemizdeki diyabet hastalarının yarısının (3 milyon kişi) gizli şeker hastası olduğunu söyledi. Sinsi bir hastalık
Diyabetin çok sinsi giden bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Yılmaz, “Diyabetin en az 10 – 15 yıl arasında gizli şeker dediğimiz bir süreci var. Bu süreç, eğer iyi gözlenmezse hasta tarafından atlanıyor. Görüyoruz ki bu süreçte de diyabet organ hasarı yapıyor. Eğer diyabet gizli şeker döneminde kontrol altına alınabilirse, hasta diyabet ortaya çıkmadan uzun yıllar non-diyabetik olarak hayatını sürdürebilir” diye konuştu.
“Diyabetin önlenebildiği tek dönem gizli şekerdir” diyen Prof. Yılmaz, gizli şekerin saptanması için önce bir açlık kan şekeri incelemesi yaptırılması gerektiğini söyledi.

Sinirliliğe dikkat
Gizli şekerin, şeker düşmesiyle ortaya çıktığını belirten Prof. Yılmaz, en önemli belirtisinin öğün aralığını kısaltması olduğunu söyledi. Öğün aralığının gizli şekerlilerde 2 – 2.5 saat olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “Bu nedenle öğün öncesi şiddetli açlık yaşarlar. Öğün saatleri yaklaştığında tahammülsüz olur ve çok hızlı yerler. Sinirlilik, soğuk terleme, baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk, fenalık hissi görülür” dedi. Yılmaz, pek çok hastanın sinirlilik nedeniyle önce psikiyatra başvurduğuna işaret ederek şöyle devam etti:
“Gizli şekeri olan kişilerde yemek öncesi ve sonrası kişilik değişiklikleri olur. Bu nedenle önce psikiyatra, sonra bize gelen hastalar var. Gün içinde ani hipoglisemi yani şeker düşmeleriyle kişide tatlı krizi oluşur. Ağır bir yemekten sonra uyku hali olur. Bunların hepsi gizli şekerin ön belirtileridir. Eğer beklemediğiniz anda biri ani tepki gösterir, bağırır çağırırsa hipoglisemik olabilir. Bunlar yemek yedikten sonra yarım saat, 1 saat içinde tamamen değişir.”

Trafik kazalarının nedeni
Yapılan araştırmalar, trafik kazalarının önemli bir kısmının arkasında gizli şeker olduğunu gösteriyor. Uzun yolda uyuyan şoförler genellikle mola yerinden ayrıldıktan 1 – 2 saat içinde uyuyor. Bu, gizli şeker yani reaktif hipoglisemilerde uyuma saatidir. Ramazanda trafik kazalarının önemli bir bölümü oruç açılmadan 2 – 3 saat öncedir.”

Diyabetli, ayaklarına özen göstermeli

“Diyabetlilerin günlük bakımlarına daha çok önem vermeleri gerekir” diyen Dr. Tahir Haytoğlu da hastaların özellikle ayaklarına özen göstermesi gerektiğini söyledi. Damarlarda oluşan kan dolaşımı bozukluğu nedeniyle ayaklarda çeşitli sorunlar görüldüğünü anlatan Dr. Haytoğlu, “Diyabete bağlı sinir hasarları, ayaklarda his kaybına neden olabilir. Ayrıca ayaklarda zamanla biçim değişikliği de meydana gelebilir. Bu değişim yerlerinde, yaralar ve ayak ülserleri ortaya çıkabilir. Ülserler çok çabuk iltihaplanarak ciddi sorunlara yol açabilir” dedi.
Haytoğlu, sık tuvalete çıkma, ağız kuruluğu, hızlı kilo kaybetme, halsizlik ve çabuk yorulmanın diyabeti düşündürecek başlıca şikâyetler olduğunu ifade ederek şu noktalara dikkat çekti:
Aşağıdaki bulgularda doktora başvurun:
Deride renk değişiklikleri
Bölgesel ısı artışı
Ayakta ve bilekte şişlik
Bacaklarda ağrı
Yavaş iyileşen yaralar
Tırnakta mantar enfeksiyonu veya batık
Nasır ve deride çatlakların oluşumu

Hastalara öneriler

Hiçbir şikâyet olmasa da rutin olarak yılda en az bir kez bir göz muayenesi yaptırın, 6 ayda bir diş hekimine başvurun.
Ayak parmak araları, kasık bölgesi, koltuk altları, kadınlarda meme altındaki bölge, mantar ve deri enfeksiyonları için en zayıf yerlerdir. Bu bölgeleri temiz ve kuru tutun, her gün renk değişikliği olup olmadığını kontrol edin.
Düzenli banyo yapın, sonrasında vücudu iyice kurulayın, ciltte kuruluk oluşuyorsa, nemlendirici krem kullanın.

Kaynak:
Gizli şekere dikkat!

Ramazan da sağlıklı beslenme

Ekim 21st, 2009 by admin

Ramazanda Sağlıklı Beslenme
Ramazan ayı boyunca dengesiz ve sağlıksız beslenen kişilerde başta mide – bağırsak rahatsızlıkları olmak üzere birçok hastalığın oluşma riski artmaktadır. İftar ve sahurda yapılan en büyük hatalar; sahura kalkmamak, sahurda fazla miktarda, yağlı besinler tüketmek, iftarda çok çeşitli yemek yemek, ağır, kan şekerini hızla yükselten gıdaları ağırlıklı almak, hızlı yemek yemek ve yeteri kadar sıvı tüketmemek olarak sayılmaktadır.

Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Seçil Kenar, oruç tutarken beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken kurallar hakkında bilgi verdi.

Ramazanda hangi besinler tercih edilmeli, nelere dikkat edilmelidir?
Çok uzun açlıklarda kan şekeri düşer, midede asit salgısı artar ve tansiyon düşer. Oruç esnasında da aç kalma sırası uzun olduğu için metabolik hız düşmekte, halsizlik ve baş ağrısı görülmektedir. Bu yüzden bütün geceyi ve ertesi günü aç geçirmemek için mutlaka sahura kalkılmalıdır. Fakat sahurda yağlı ve ağır besinler yerine hafif, protein içeriği yüksek süt, peynir, zeytin, kepekli ekmek, çorba ve reçel gibi kahvaltılık besinleri tüketmek en doğrusudur. Bol sıvı alınmalıdır.

İftarda ise kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketimi istemi doğaldır. Yemeğe kan şekerini hızla yükseltmeyecek, hafif, az yağlı, posa miktarı fazla besinlerden başlamak en doğrusudur. Birden çok fazla miktarda yemek yemek boş olan mideye yüklenilmesine sebep olacaktır. Böylece sindirim zorlaşacak, midede ağırlık, ekşime, yanma, bulantı, uyku basması, bağırsaklarda kabızlık, şişkinlik gibi sağlık problemleri ortaya çıkacaktır. Bu nedenle iftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanmalı, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmelidir. Yemek sırasında ve sonrasında mutlaka bol su içilmelidir. Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinleri tercih etmek daha doğrudur. Yapılan en büyük hatalardan birisi çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketimidir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında yüksek miktarda, kalorili besinler yenilebilir. Bu yüzden mutlaka her yudumdan sonra çatal, kaşık ve bıçağı bırakarak, tekrar almak hızlı yemek yemeyi engelleyecektir.

İftar sofrasında ne tür besinler yer almalıdır?

İftar sofralarında her besin grubundan dengeli yemekleri içeren bir mönü oluşturulmalıdır. Yemekten hemen sonra çay, kahve içmek doğru değildir. Bu tür içecekler demirin emilimini azaltmaktadır, bu yüzden yemekten en az 2 saat sonra içilmesi uygun olacaktır. Tatlı yenmek isteniyorsa hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar ara öğün olarak tüketilmelidir. Ara öğün olarak en iyi alternatif ise meyve yemektir. Çay veya kahve yanında kek, kurabiye türü yağlı gıdalar yerine kepekli bisküvi tercih edilmelidir. Kuruyemiş yenilmek istenirse 4-5 fındık, 2-3 ceviz tüketmek yeterlidir.
Şeker hastaları, kalp hastalığı olanlar, kronik böbrek yetmezliği tanısı olanlar, ağır enfeksiyon geçirenler, sindirim sistemi hastalığı olanlar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır. Hamileler ve emzikli bayanların bebeğe zarar verebileceği için oruç tutmaları sakıncalıdır.

Mutlaka sahura kalkılmalı ve hafif besinler tüketilmelidir.

Vücudun günlük 2-2.5 litrelik sıvı ihtiyacını karşılamak amacıyla yeterli miktarda su tüketilmelidir.

İftarda ilk önce hafif, az yağlı gıdalarla yemeğe başlanmalıdır.

Yemekler yavaş yavaş ve az porsiyonlarda tüketilmelidir.

Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine, posa miktarı fazla kepekli ürünler tercih edilmelidir.

İftarda kızartma ve yağlı besinler yerine ızgara, haşlama, buğulama yöntemleri kullanılarak pişirilmiş hafif yemekler tercih edilmelidir.

Tatlı tüketilmek isteniyorsa hamurlu, ağır tatlılar yerine sütlü hafif tatlılar tercih edilmelidir.

Ara öğün olarak meyve en iyi tercihtir.

Haftada 3 kez düzenli egzersiz yapılmalıdır.

İftar yemeği hazırlanırken her besin grubundan dengeli bir mönü hazırlamaya özen gösterilmelidir.

ÖRNEK MÖNÜ;

Sahur:
Haşlanmış yumurta
1 dilim peynir
Domates- salatalık
Zeytin
2 ceviz
Tam buğday ekmeği veya 1 kase çorba

İftar:
Hurma veya 1 kase çorba
Peynir
Zeytin
1 dilim tam buğday ekmeği
15-20 dakika sonra etli sebze yemeği veya ızgara et
Salata
Yoğurt/ayran/cacık
Kepekli ekmek veya bulgur pilavı veya kepekli makarna

Ara: Meyve
Ara: Sütlü tatlı veya 1 bardak süt

Kaynak:
Ramazan da sağlıklı beslenme

Sıcak baş ağrıtıyor

Ekim 21st, 2009 by admin

Baş ağrısı çekenlerin damarların genişleme riskine karşı yaz mevsiminde daha dikkatli olmaları gerekiyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hayri Özbek, sıcak havalarda damarların genişlemesi nedeniyle baş ağrılarının arttığını söyledi.

Güneş ışınlarının dik açıyla geldiği saatlerde dışarı çıkılmamasını öneren Özbek, çıkmak zorunda olanların da şapka kullanması gerektiğini söyledi. Özbek, “Baş ağrısı çekenler sıcak havalara dikkat etmeli. Sıcak hava damarları genişlettiği için ağrılı bölgedeki ağrı da artacaktır” dedi.

Ağrı şikayeti sıralamasında ikinci sırayı da bel ağrısının aldığını vurgulayan Özbek, “Başlıca nedeni oturma bozukluğudur. Mutlaka sırtımızın arkasına bir destek alarak oturmalıyız. Ayaklarımızda yere değmeli. Bilinçsiz oturma kalıpları alışkanlık yaptığında bel ağrısı bel fıtığına neden olabiliyor” diye konuştu.

Kaynak:
Sıcak baş ağrıtıyor

Sıcaklar’dan korunma yolları!

Ekim 21st, 2009 by admin

Aşırı terleme nedeniyle su ve tuz kaybetmek vücutta olumsuz etkiler yaratıyor.
“Afrika sıcakları” adı verilen hava kütlesinin önümüzdeki günlerde etkili olacağı bildirilirken, uzmanlar özellikle sıcak ve nemin fazla olduğu yerlerde güneş çarpması riskinin daha fazla olduğunu bildirdi.Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Yard. Doç. Dr. Ahmet Demircan, sıcak ve nemin fazla olmasının güneş çarpmaları için risk oluşturduğunu söyledi.
Dış ortamın ısısı vücut ısısına ulaştığında, vücudun dışarıya ısı veremeyeceğini anlatan Demircan, “Böyle bir ortamda bir de zorlu bir egzersiz veya çalışma yapılırsa sıcak çarpması ve bitkinlik meydana gelebilir. Çünkü aşırı terleme halinde aşırı su ve tuz kaybı meydana gelir. Bu da vücutta bazı olumsuz belirti ve bulgular ortaya çıkarır” diye konuştu.

Demircan, “sıcak veya güneş çarpması” denilen böyle bir durumda ortaya çıkan belirti ve bulguların şunlar olduğunu belirtti:

“-Baş ağrısı ve dönmesi,

-Bilinç bulanıklığı,

-Bulantı ve iştah kaybı,

-Terleme,

-Soluk ve nemli cilt,

-Kol ve bacaklarda kramplar,

-Nabız ve solunum hızında artış.”

Sıcaktan korunma yolları

Demircan, sıcak çarpmasından korunmak için alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı:

“-Aşırı sıcaklarda mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalıdır. Özellikle kalp, şeker ve tansiyon gibi kronik hastalığı olanlarla yaşlı ve çocuklar buna dikkat etmelidir,

-Sıcaklığın en yüksek olduğu saatlerde dışarıya çıkmak zorunda olanlar mutlaka şapka takmalı, uygun kumaştan açık renkli giysiler giymeli ve yanlarına güneş şemsiyesi almalıdır. Geniş kenarlıklı şapkalarla açık renkli güneş şemsiyeleri bunun için uygundur,

-Bol su ve dengeli miktarda mineralli ve tuzlu sıvılar alınmalıdır.

Gazlı içeceklerden uzak durulmalıdır,

-Su kaybı çok fazla olacağı için ateşli hastalığı olanlara erken
müdahale edilmelidir,

-Zaman zaman ılık veya soğuk duş almakta yarar vardır,

-Beslenmeye dikkat edilmeli, ağır yağlı yiyecekler yerine hafif besinler tercih edilmelidir,

-Çok fazla hareketsiz kalınmamalıdır,

-Terlemeyi azaltan tansiyon, kalp ve psikiyatri ilaçları kullananlar daha dikkatli olmalıdır. Sıcak çarpması bunlar için daha tehlikeli olabilir,

-Güneş altında çalışanların mesai saatleri mümkün olduğunca sıcağın daha az etkili olduğu saatlere göre ayarlanmalı, bunun mümkün olmaması halinde bu kişiler uygun giysiler giyerek bol sıvı almalıdır.”

Erken müdahale önemli

Demircan, bütün bu önlemlere rağmen kendilerini kötü hissedenlere gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları önerisinde bulundu.

Sıcak çarpmasına maruz kalanların hemen serin bir yere alınması, bilinçleri yerinde değilse ağızdan herhangi bir şey verilmemesi gerektiğini kaydeden Demircan, “Sıcak çarpmasında koma veya sara benzeri nöbetler görülebilir. Eğer bu kişilerin bilinci yerindeyse su ve ayran gibi sıvılar verilebilir. Tansiyonu düşenler bir yere yatırılarak ayakları yukarıya kaldırılmalıdır” diye konuştu.

Demircan, tansiyon ve kalp sorunu olanların ilaçlarını düzenli alması, aşırı sıcak ortamlardan kaçınması ve kendilerini kötü hissettiklerinde derhal bir hekime başvurmaları gerektiğini söyledi.

Ahmet Demircan, yatak odaları ve iş yerlerinin serinletilmesinin de fayda sağlayacağı kaydetti.

Kaynak:
Sıcaklar’dan korunma yolları!

Sigarayı bırakın, sağlığınızı değil!

Ekim 21st, 2009 by admin

Sigarayı bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantlarının mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekiyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Gögüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Esra Kurt Uzaslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanser yapıcı ve kanserin ortaya çıkışını kolaylaştırıcı 4 binden fazla madde içeren sigarada bulunan ve bağımlılık yapan nikotinin, kişinin sigarayı bırakmasını engelleyen en önemli faktör olduğunu söyledi.

7 saniye sonra beyne ulaşıyor

Araştırmaların, bu bağımlılığın kokain, eroin ve esrarla

karşılaştırıldığında daha güçlü olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Uzaslan, nikotinin sigarayı içmeye başladıktan 7 saniye sonra beyine ulaşarak birtakım etkiler yaptığını, kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayabildiğini kaydetti.

Uzaslan, kişinin sigarayı bırakabilmesinde en önemli etkenin “karar vermesi” olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Öncelikle karar verilmesi gerekiyor. Sigarayı bırakmak zor, ancak daha da
zoru bırakmış kalmak. Önemli olan tekrar başlamamak. Bu nedenle bırakmak ve bırakmış kalmak için destek tedavisi alınabilir ve bu destekte en önemlisi kişinin hekimidir. Hekim ve klinik psikologlar destek olabilir. Böylece bırakma şansı çok artacaktır.”

Bağımlılarda sigarayı bırakmayı denediklerinde ortaya çıkan, huzursuzluk, uykusuzluk, gerginlik, düşünceleri toplamada güçlük, aşırı tepki verme, sinirlilik, baş ağrısı gibi durumların ortadan kaldırılması için bazı tıbbı

tedaviler olduğunu dile getiren Uzaslan, şunları kaydetti:

“Sigara bırakma yöntemlerinden olan nikotin bantları ve sakızları

Türkiye’de de kullanılıyor. Nikotin bantları oldukça emin ve güvenlidir. Ancak, hekim kontrolünde kullanılması çok önemlidir. Çünkü bantları kimin hangi dozda kullanacağına hekim karar vermelidir. Yanlış, düşük veya yüksek dozdaki bantları kullanmak gereksiz riskleri almaya yol açacaktır. Ayrıca nikotin bantlarını son bir ay içinde kalp krizi geçirenler, kalp ritm bozukluğu olan kişiler, hamileler ve süt verenler kullanmamalıdır.

Bunun dışındakiler bandı hekim kontrolünde kullanabilirler. Nikotin bandı takılıyken sigara içilmesi, bandın olası yan etkilerini oldukça artırır. Bant kullanırken sigara içmeye devam etmek bandın çarpıntı, baş ağrısı, uykusuzluk, kas ağrısı, hazımsızlık gibi olası yan etkilerinin artmasına neden olabilir. Bandın her gün vücudun kılsız değişik bölgesine yapıştırılması gerekir.”

Kaynak:
Sigarayı bırakın, sağlığınızı değil!

Selülitle baş etmenin yolları

Ekim 21st, 2009 by admin

Yaz mevsimi yaklaştıkça üstümüzdeki ağırlıktan kurtulmak için büyük bir çaba harcıyoruz. Sadece palto ve kazakları değil, bacak ve kalçalarda oluşan selülitlerimizi de gardıroba kaldırabilsek ne güzel olurdu, değil mi? Bunu yapamayacağımıza göre selülitle baş etmenin yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

Özellikle kadınlarda görülen ve deri altı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımını bozmasıyla oluşan selülit, deride çöküntülerle ve portakal kabuğu görünümüyle kendini gösteriyor. Selülit daha çok ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi hormonların daha çok değişime uğradığı dönemlerde ortaya çıkıyor olmasına rağmen, kişinin genetik yapısı, metabolizma hızı, dolaşım sistemi, sindirim ve boşaltımda yaşadığı sorunlar, doğum kontrol hapları, alınan hormon ilaçları, dengesiz ve düzensiz beslenme, aşırı hareketsizlik, stres, sigara ve
alkol tüketimi de selülit oluşumunda etken faktörlerdir.
Sıklıkla bölgesel olan selülit, kilolu, zayıf, balık etli, uzun, kısa her yaştaki erişkin kadında görülebiliyor. Selülit nadiren erkeklerde de oluşuyor, ancak kadınlarda daha büyük sorun olması, östrojen hormon düzeyinin onlarda daha fazla olmasıyla ilgili.

Selülitin tek nedeni östrojen değil; başka tetikleyiciler de var. Sigara damarların en büyük düşmanı. Güçlü bir damar daraltıcı özelliğe sahip olan sigara, cildin yeterince beslenmesini engelleyerek selülite neden oluyor. Hareketsiz yaşam biçimi, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturmak, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek de dolaşım sistemini ve lenf sisteminin düzenli çalışmasını engelleyerek selülite yol açabiliyor. Bunlar, kişinin yaşam tarzı ve alışkanlıklarına bağlı etkenler. Ancak selülitin, kan dolaşımındaki bozukluklar, ailesel yatkınlıklar ve hormonal etkenler gibi elimizde olmayan nedenleri de var. Beslenme ve yaşam biçimi sağlıklı bir şekle dönüştürüldüğünde, selüliti azaltacak yoğun tedavilere genellikle gerek kalmıyor.
Selüliti önlemek için ilk alınacak önlem, sigarayı bırakmak. Düzenli spor yapmak yalnızca genel vücut sağlığı için değil, selüliti önlemek için de çok önemli. Günde 30-60 dakika yapılan yürüyüş, bisiklete binmek veya merdiven inip çıkmak kan dolaşımını düzenleyerek selülit oluşumunu engelliyor. Yalnızca kilo vererek selülitten kurtulmak mümkün değil. Beslenme alışkanlığını değiştirip, bilinçli beslenmeye geçmek önemli. Beslenme ne kadar tek yönlü olursa, selülit de o kadar çabuk oluşuyor. Özellikle fast food ve hazır yemekler dokuları kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yağlar, fazla şeker ve tuz da oldukça zararlı. Bunlar yağ hücrelerini şişiriyor, dokularda su birikmesine yol açıyor ve vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyor. Günlük beslenme programında tuz, şeker ve yağdan fakir, sebze ve meyvelerden zengin bir diyet kan dolaşımını artırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. A ve C vitamini alımını artırmanın selüliti azalttığı düşünülüyor. Bu nedenle, mutlaka günlük meyve tüketimine özen göstermek gerekiyor. Bol lifli gıdalar ve çinko alımı da selüliti engelliyor. Selülit önlemekte bol su içmek de önemli. Su, idrar oluşumunu artırarak vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlıyor.

Alınacak önlemler

Günde en 2,5 litre su içilmeli.

Rafine şekerlerden uzak durulmalı ve günlük tuz tüketimi azaltılmalı.

Yemeklerde kullanılan yağ miktarı azaltılmalı.

Alkol, sigara, koyu çay-kahve ve gazlı içeçek tüketimi minimuma indirilmeli.

Yemekleri pişirirken kızartma yerine haşlama ya da buğulama yöntemi tercih edilmeli.

Mümkün olduğunca mevsiminde ürünler tüketmeye özen göstermeli, dondurulmuş ve konserve ürünlerden kaçınılmalı.

Metabolizmanın düzenli çalışması için öğün atlamamaya özen gösterilmeli.

Çok sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı.

Günlük alınan posa miktarı artırılmalı, posanın en iyi kaynakları sebze, meyve ve kurubaklagiller mutlaka beslenme sisteminin içerisinde yer almalı.

Kafeine duyarlılık kişiden kişiye değişir

Kafein merkezi sinir sistemini uyaran bir tür maddedir. Kana mideden karışır.
15 dakika sonra etkileri hissedilir hale gelir. Kahve, çay, kola, çikolata, bazı uyarıcı haplar, bazı ağrı kesiciler ve çeşitli reçeteli ilaçlarda bulunmaktadır. Kafeinin kısa dönemde yaygın olarak hissedilen etkileri, vücudun enerji seviyesinin artması, uyanık ve dinç olma durumu, keyif ve rahatlık hislerinde artıştır. Bu madde bazı ağrı kesiciler ve migren ilaçları ile birleştiğinde ise ilaçların tepki süresini ve etki alanlarını artırır. İlaç kullanımı sırasında kafein alım miktarına çok dikkat edilmelidir. Bu maddeyi içeren diğer besin maddelerive içeceklerde bulunan kafein miktarları iyi hesaplanmalı hatta bir uzmana danışılmalıdır.
Kafeine karşı duyarlılık; tüketim sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut
ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanmasının gerektiği grup içersindedir. Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek kafein miktarı günde
300 mg. (yaklaşık üç-dört fincan kahve ya da beş-altı büyük bardak çay) olarak belirlenmiştir.
Düzenli olarak kullanılan kafeinin kesilmesiyle kişide ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır: Baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk veya uykulu olma hali, konsantrasyon eksikliği, işte karşılaşılan zorluklar (motivasyon ve dikkat eksikliği, düşük performans), huzursuzluk (mutsuzluk, can sıkıntısı, huysuzluk, diken üstünde olma), depresyon (üzüntü, halsizlik, endişe, isteksizlik, küskünlük), sinirlilik, mide bulantısı, kusma, eklem ağrıları.

Su kaybına dikkat!

Özellikle yaz sıcaklarının yoğunlaştığı bugünlerde vücudumuzdan su kaybı artıyor. İnsan bedeninin yüzde 60-70′i sudur ve bu suyun üçte ikisi hücreler içinde, geri kalanı dokular arası sıvıda ve kanda bulunur. Su yaşamımız için çok önemlidir. Bir insan yemek yemeden dört hafta yaşayabilirken, su içmeden yaşayabilme süresi ise sadece üç-dört gündür. Eğer vücutta az su bulunursa, kanın yoğunlaşmasına yol açıyor ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden oluyor. Eğer aşırı miktarda su içilirse, bu da vücut için olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü bu durumda böbrekler aşırı çalışıyor ve sık sık tuvalete çıkılmasına neden oluyor, bunun sonucunda da vücudumuzdan kalsiyum minerali atılıyor. Vücudunuzun su alımının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmektir. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su alınmadığı anlamına gelir.
Suyun vücudumuza faydaları: Besinlerin sindirimi, emilimi ve metabolizma sonucu oluşan artık ürünlerin atılması için gereklidir. Hücre ve kas dokularını güçlendirir, cildi gerginleştirir, parlaklık kazandırır, vücudun ısı ve tuz dengesini sağlar.

Kaynak:
Selülitle baş etmenin yolları

« Previous Entries