Göz Kapağı Estetiği Girişimleri

Mart 4th, 2010 by admin

Göz Kapağı Estetiği

Göz Kapağı Estetik Girişimleri Yer çekimi ve yaşlanmaya bağlı değişikliklerin etkisiyle alt ve üst göz kapaklarında deri gevşemesi, fazlalığı ve sarkması ortaya çıkar. Bunların sonucunda üst göz kapağında kıvrımlar oluşur ve hatta derin bir deri katlantısına dönüşebilirler. Kaş seviyesinde ve kaş altında bulunan deri altı dokular kaşın altından üst göz kapağına doğru sarkabilir.

Bu kitleye göz yaşı bezi de zaman zaman katılır. Üst göz kapağındaki bu sorun estetik sorun olmakla birlikte zaman zaman üst kapaktaki fazla deri görmenin engellenmesine de yol açabilir. Alt göz kapağında ise deri fazlalığı dışında normalde derin tabakalarda bulunan yağ dokuları onları destekleyen dokunun zayıflaması nedeniyle dışa doğru itilir ve göz altı torbalarını oluşturur.

Ayrıca yaşlanmayla birlikte göz kapağını gergin tutan yapılarda da gevşeme ortaya çıkar ve özellikle alt göz kapağında dışa doğru eğilme meydana gelir. Bu eğilmenin varlığı ve şiddeti estetik girişimin planlanması açısından son derece önemlidir. Bu planlanma doğru yapılmazsa alt göz kapağının dışa dönük kalması gibi bir risk ortaya çıkar ve durum ancak cerrahi müdahale ile düzeltilebilir.

Ayrıca hem alt hem üst göz kapaklarının dış kenarlarında kırışıklıklar oluşabilir ve zaman geçtikçe derinleşebilir. Bu kırışıklıklar dışa doğru yayılarak devam edebilir, bu bölgeye bu nedenle kaz ayağı bölgesi denir. Göz kapakları ve göz çevresinde oluşan değişikliklerin uğraş alanı periorbital estetik cerrahi olarak adlandırılır ve göz kapakları dışındaki dokulara yönelik işlemleri de kapsar.

Bu yazının konusu ise alt ve üst göz kapağı estetik girişimleridir. Estetik göz kapağı ameliyatı ile fazla deri alınır ve ayrıca fıtıklaşmış yağ dokusu önündeki zar kuvvetlendirilir veya da fazla görülen yağ kitlesi alınır. Bu şekilde hem kozmetik iyileşme sağlanır hem de görme alanı engelleniyorsa kişinin rahat görmesi sağlanmış olur. Üst göz kapağında kapak boyunca iz kalır.

Ancak bu iz kapak kıvrımına uydurulacağı için sadece çok yakından bakıldığında görülebilir haldedir. Alt kapakta ise kirpiklerin hemen altında hemen hemen hiç fark edilmeyen bir iz kalır, izin devamı yan tarafta normal deri çizgisi gibi durur. Göz kapakları insan vücudunun en az iz bırakan bölgesidir. Genellikle 30 yaş üzeri başka önemli sağlık sorunu olmayan erkek ve kadınlar, göz kapaklarında sarkma ve torbalanma oluştuğunda bu tedaviye aday olurlar.
Sigara alışkanlığı her estetik cerrahi girişiminde olduğu gibi göz kapağı girişimlerinde de ameliyat riskini arttırır ve iyileşme sürecini geciktirir. Ameliyat hastane koşullarında, anestezi uzmanının gözetiminde ve ameliyathanede yapılır. Lokal anestezi ve intravenöz sedason(damar yolu ile uyutma) yöntemi tercih edilir. Hastanın yakınmasına göre sadece üst, veya alt kapaklar ya da hem alt ve üst kapaklar aynı anda ameliyat edilebilir.

Planlanan başka estetik girişimlerle beraber yapılabilir. Lazer, dolgu vb. işlemlerle birlikte yapılması da mümkündür. Ameliyat ortalama 1-2 saat sürer. Genellikle aynı gün taburcu olmak ve eve çıkmak mümkündür. Ameliyat sonrası erken dönem genellikle rahat geçer. Önemli bir ağrı olmaz. Göz etrafında değişen derecelerde şişlik ve morarma olur. Gözlerde kuruluk, yanma hissi, görme bulanıklığı ortaya çıkabilir.

Göz yaşı artabilir, gözler ışıktan bir süre rahatsız olabilir hasta ilk günlerde gözünü tam olarak kapatamayabilir. Bunlar ilk hafta içerisinde kendiliğinden geçecek olan beklenen olaylardır. Dikişler 3-7 gün sonra alınır. Alt göz kapağında geçici bir süre dışa dönüklük gelişebilir, genellikle geçici olan bu durumun düzelmesi bazen bir kaç hafta sürebilir. Bir kaç günlük dinlenmeden sonra ağır fiziksel aktivite gerektirmeyen işlerin başına geçilebilir.

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/goz-kapagi-estetigi-girisimleri.html > Göz Kapağı Estetiği Girişimleri

Estetik Görünüm

Mart 1st, 2010 by admin

Kişiler birbiri ile diyolog kurarlarken karşıdaki kişinin ilk olarak yüz hatlarına dikkat ederler buda direkt olarak estetik bir görünümü ön plana çıkırıyor. Estetik görünüm içinde bazı püf noktalar var eğer uzmanların önerilerine uygun olarak hareket ederseniz sizinde böyle bir görünüme sahip olmanız içten bile değildir.

- Dişler estetik görünümün püf noktalarıdır, onların temiz ve beyaz olmaları düzenli bir yapıda olmaları karşınızdaki kişiyi etkileyecek en önemli unsurdur.

- Bir diğer unsurda yüz hatlarınızdır. Yüz hatlarınızın dinç ve bakımlı olması sizi daha güzel ve özel kılacaktır. Önerimiz yüzünüzü bol bol soğuk suyla yıkamanız ve yumuşatıcı bakım ürünleri kullanmanızdır. Bu yüz hatlarınızın daha dinç görünmesine sağlayacaktır.

- Makyaj sonrası cilt temizlemek en önemli sorunlarımızdan biridir. Gün sonunda kesinlikle makyajınızı temizlemeniz gerektiğini altını çizerek belirtiyoruz. Temizleme işlemini ise mentollü ıslak mendiller yerine sade saf mendiller kullanmanızdır.

Estetik operasyonlar harici cilde uygulanacak her tülü işlemde doğal ve bitkisel ürünleri kullanmanızı tavsiye ederiz. Her kozmetik ürünü cildinize bilinçsizce uygulamamakta fayda var…

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/estetik-gorunum.html > Estetik Görünüm

Kırışıklıklar İçin Öneriler

Şubat 25th, 2010 by admin

kırışıklıklar

Kırışıklıklar için En Çok Merak Ettikleriniz…

Yaşımızın ne olduğu konusunda bize önemli ipuçları veren kırışıklıklar ciltte görülen problemlerin başında geliyor. Kırışıklıkların oluş nedenlerindeki farklılığa göre birçok şekli söz konusu. Cildin parmaklar arasında hafif sıkıştırılması ile veya hafif bir gülümseme ile ortaya çıkan ince kırışıklıklar cildin nemsizliğine bağlı kırışıklıklar. Oysaki uyur vaziyette bile ciltte kırışıklıklar görülüyor ise ve iki parmak arasında cilt gerildiğinde kırışıklık çizgisi tamamen kaybolmuyor ise kaybolmayan çizgi ciltteki çökmeyi ifade ediyor, bu kırışıklıklarda derin kırışıklıklar olarak adlandırılıyor.

Benim kırışıklığın hangi çeşit…

Bir kırışıklık çizgisinin etrafındaki cilt kırışıklığa paralel olarak iki parmak arasında gerildiğinde hafifliyorsa hafifleyen kısım cildin elastikiyetinin azalmasına bağlı. Belirgin olarak gülümseme veya kızma ifadeleri gibi yüz ifadesinin ani değişliklerinde genellikle herkeste az veya çok olabilen ve mimik çizgileri olarak adlandırılan derin kırışıklıklar ise daha çok kasların bu bölgelerde aşırı kullanımına bağlı güçlenmesi neticesinde cildin büzülmesine bağlı oluşan kırışıklıklar. Bazen de cildin yerçekimi etkisine bağlı olarak sarkması, yüzeyinin genişlemesi ve katlanması sonucunda da sarkma kırışıklıkları oluşabilmekte. Görüldüğü üzere birçok kırışıklık çeşidi var ve hepsinin oluş nedenleri de farklı. O halde kırışıklıklarda en etkin tedavi metodu ise nedene yönelik tedaviyi sağlamalı.

Kırışıklıklar ne zaman rahatsız edici oluyor…

Kırışıklıklarımızı özellikle 40. 50.60 yaşlarına girdiğimizde belirgin olarak fark ediyoruz ve rahatsız oluyoruz. Örnek olarak insanlar 38 yaşından 39 yaşına geçerken veya 44 yaşından 45 yaşına geçerken yaşa bağlı bedensel fotoğrafı gözden geçirme ihtiyacı duymazken. 39 yaşından 40 yaşına geçerken veya 49 yaşından 50 yaşına geçerken belirgin bir mutsuzluk yaşarlar. İnsanlar bu dönemlerde yaşlanma belirtilerini bedenlerinde belirgin olarak görmeye ve kritik yapmaya, bu belirtilerle ilgili yazıları daha çok okumaya veya yaşlanma sohbetlerini daha çok yapmaya eğilimlidirler.

Her geçen gün yaşlanma belirtileri daha erken ortaya çıkıyor…

1930’lu veya I950′li yıllarda doğanlar ile 1980′li yıllarda doğanlara baktığımızda, yaşlanma belirtilerinin eski nesilde daha yavaş ve geç ortaya çıktığını görüyoruz. Çünkü eski yıllardaki gerek genetik mirasın sağlamlığı, gerek beslenme faktörlerinin natürelliği. gerekse de yaşanan çevre faktörlerinin dokularımız üzerinde oluşturduğu tahrip edici etkilerin son derece düşük olması eski nesil insanlarının yaşlanma belirtilerinin geç ve az oluşmasını açıklamak için yeterli. Başka bir açıdan bakıldığında ise eski yıllarda cildi koruyan, geliştiren bakım unsurları da günümüzdeki kadar gelişmiş düzeyde değilken günümüzdeki insanlar kozmetik bakımların ve uygulamaların kapsamı hakkında medyadan elde ettiği bilgilerle daha çok faydalanmakta ve cildinin olumsuzluklara karşı daha çok korumaya çalışmakta. Acaba bunca korumaya karşı yaşlanmaya ne kadar karşı koyabildiğimiz konusunda ise hepimizin düşünmesi gerekiyor.

Ağızdan alınan ürünlerle kırışıklıklar azaltılabilir mi ?

Cildimizi desteklemesi için ağızdan alınan birçok hap, kapsül veya beslenme öğelerinin mide barsak sisteminde güçlü asit etkilerine maruz kaldıktan sonra kısmen emilime uğrayarak kana geçerler ve tüm dokulara ulaşmaya çalışırlar, kanlanma miktarı az olan organlara ise az miktarda ulaşırlar. Vücudumuzdaki dokular içersinde kanlama miktarı en düşük organlarımızdan bir tanesi cildimiz ve maalesef ağızdan alınan gıdalarla cildin desteklenmesi ihtimali de son derece düşük. Cildimiz için ağızdan bir takım destekleyici unsurları almak yerine sağlıklı ve dengeli beslenme ile bol miktarda natürel gıdaları tüketmek, bol su içmek en faydalı yol. Kozmetik ürünlerle kırışıklıklar ne derece azaltılabilir…

Dışarıdan cilde uygulanan kozmetik ürünlerin cilt tarafından faydalanma değerleri oldukça düşük seviyelerde. Evde kullandığımız ürünler cilde uygulandıklarında % 10 u geçmeyen bir kısmı cildin derinliklerine ulaşabiliyor, çünkü cildimiz dışarıdan cilde gelebilecek her türlü etkilere karşı derin dokuları korumak üzere yapılandırılmış. Kozmetiklerin derine ulaşma gücünün oldukça düşük olması kozmetiklerden beklentilerimizin de oldukça düşük seviyede gerçekleşeceğini işaret eder. Oysaki klinik uygulamalarda çeşitli aletler yardımıyla yapılan bakım prosedürlerinde cildin kan dolaşımı hızlandırılmakta. ürünlerin cildin derinliklerine ulaşma gücü artırılmakta, cildin yavaşlamış görevlerinin hızlanmasını sağlayan refleksler geliştirilmekte, cildin içerisinde biriken atıklar ise hızla uzaklaştırılmakta. Böylece kozmetik ürünlerin cildin derinliklerine ulaşma miktarları ve güçleri ile ciltte gerçekleştirdikleri etkilerde artırılmakla. Zaman zaman medyada kozmetiklerle ilgili abartılı reklamlar dikkati çekmekte. Örneğin kremle botox etkisi, kremle kırışıklıkları yok edin ” gibi mesajlarla kozmetik ürünlere ilgi artırılmaya çalışılmakta ise de özellikle kozmetik uygulamalar konusunda her geçen gün bilgi seviyesi artan toplumumuzda insanlarımız bu tür gerçek dışı mesajlara itibar etmemekteler.

Kozmetikler kırışıklıklara karşı koyabilir mi?

Ergenlik dönemlerinin tamamlandığı 20 -24 yaş civarına kadar cildin yenilenine gücü son derece güçlüdür, ergenlik dönemi yaşlarında cildin yenilenme gücü yavaşlamaya ve ilerleyen yaşlar ile yerini her geçen gün hakim olacak yaşlanma belirtilerine bırakmaya başlar. Cildimizin ve bedenimizin maruz kaldığı birçok olumsuzlukta yaşlanma sürecimizin daha erken, daha güçlü yaşanmasına neden olur. Cildimizdeki yaşlanma belirtilerini hızlandıran ve güçlendiren etkilerin başında ise stres, sağlıksız ve dengesiz beslenme, sigara ve alkol tüketimi, güneş ve solaryum etkileri gelmekte.

Erken yaşlarda her bir bireyin cildine münhasır olmak üzere cildin nemini koruyacak veya normal limitlerde tutacak, beslenmesini ve desteklenmesini sağlayacak, olumsuz çevre etkilerine karşı koruyacak kozmetik anlayışın planlanmasında ve uygulanmasında yarar var. Dişleri fırçalama disiplinimiz gibi cildimizin mevsimsel değişiklikleri de dikkate alarak kozmetik ihtiyaçlarının karşılanması yaşlanma sürecimizi geciktirir. Küresel ısınmasının etkisiyle cildimizin zararlı ışınlarla temasının artacağı da dikkate alınarak yeterli çeşitlilikte ultraviyole koruma filtresi içeren ürünlerle ve antioksidan kozmetiklerle cildin korunması da son derece önemli.

Kırışıklıklardan tamamen arınmak mümkün mü?

Dokular sağlıklı biyolojik yaşamlarını her geçen gün idama etmekte zorlanırlar, dolayısıyla biyolojik fonksiyonlar yavaşlamaya başlar ve yaşlanma belirtilerine gidiş ise hızlanmaya başlar. Bu gerçeklen yola çıkarak kırışıklıkların tamamen yok edilmesi mümkün olmamakla birlikte yapılacak bakım veya klinik tedavi prosedürleri ile kırışıklıklarını geciktirilebilirler, azaltılabilirler. Kırışıklıkların azaltılması veya kontrol altına alınmasında birçok klinik prosedürden faydalanılmakla birlikte en etkin çözüm kişinin kırışıklıklarını hazırlayan temel faktörleri azaltan kişiye özgü metotların tercih edilmesi.

Ultraviyoleden cildi % 100 koruyabilir miyiz?

Güneş ışınlarını oluşturan ultraviyole içerisinde cildimize faydalı ışınlar dışında cildimize zarar veren birçok ışınlarda mevcut. Zararlı ışınlardan koruyucularla % 100 korunmak mümkün değil. Zararlı ışınların her bir çeşidine karşı koruma sağlayan ultraviyole koruma faktörlerini içeren koruyuculardan % 15 koruma faktörü içerenler cildi % 96 oranında korurken, % 60 veya daha fazla koruma faktörü içerenler ise cildi ancak % 98 oranında koruyabilmekteler.

Cildimizin zararlı çevre etkilerine karşı korunmasında son derece önemli olan ultraviyole faktörleri yüksek oranda koruma faktörleri içerenlerinin kıvamları son derece yoğun ve cilt tarafından ise emilmeleri son derece düşük, dolayısıyla bu kozmetikler cildin yüzeyinde ince bir tabaka oluşturarak cildin nefes almasını olumsuz yönde etkilemekte, gözenekleri tıkayarak cildin salgılarının yüzeye ulaştırılmasını güçleştirmekte, cildin yağlanmasına ve sivilcelenmesine neden olarak sağlığının bozulmasına neden olabilmekteler. O nedenle yeterli çeşitlilikte ultraviyole koruma faktörü içeren koruyucu kozmetiklerin 15 faktörlü olanlarını kullanmak genellikle cilt sağlığı yönünden yeterli olabilmekte.

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/kirisikliklar-icin-oneriler.html > Kırışıklıklar İçin Öneriler

Saçlarınız Psikolojinizi Bozmasın

Şubat 19th, 2010 by admin

Saç dökülmesi hem kadınlarda nemde erkeklerde görülen ve çok ciddi psikolojik sorunlara yol açan, temelde kozmetik bir sorundur. Ancak kimi zaman özellikle kadınlarda altta yatan ciddi bir hastalığın da göstergesi olabilir.

Genel olarak kadınlarda 3 tip saç dökülmesi görülmektedir.

Bunlar:
- Telogen Effluvium
- Kadın Tipi Saç Dökülmesi
- Kronik Telogen Effluvium

Kadınlarda sıklıkla görülen telogen effluvium genellikle tetikleyici bir stres-ten 2-3 ay sonra ortaya çıkan ve yaklaşık olarak 6 ayda sonlanan ancak can sıkıcı bir saç dökülmesi sorunudur. Telogen effluviumun ortaya çıkmasını tetikleyen faktörlerin başında doğum yapmak gelir. Doğum anne için ciddi bir strestir ve doğumdan sonraki 2-3 ay içinde kimi zaman şiddetli olabilen saç dökülmeleri görülür. Telogen effluviumu tetikleyen diğer faktörler ise ateşli hastalıklardır. Bunun yanı sıra sıkı diyet uygulamaları, vitamin ve mineral eksiklikleri, demir eksikliği, barsaktan besinlerin emilimini bozan hastalıklar, tiroid hastalıkları (hiper yada hipo tiroidi )romatizmal hastalıklar ya da pek çok ilaç, telogen effluvium tarzı saç dökülmesini başlatabilmektedir.
Telogen Effluviumda günlük 100-1000 adet saç teli dökülebilir. Kişi bunu “elime avuç dolusu saç geliyor” diye tarif edebilmektedir.

Bir diğer dökülme şekli Kadın Tipi Saç Dökülmesi’dir. Bu tür saç dökülmesi erkeklerdeki Androgenetik Alopesi adı verilen ve erkeklik hormonlarının yol açtığı düşünülen saç dökülmesi şekline benzer, ancak görünümsel olarak, saç kaybı tüm saç derisinde yaygın olarak seyreder. Bu tür saç dökülmesi polikistik yumurtalık hastalığı gibi hormonal hastalıklar sonucunda ortaya çıkabilir. Eğer kadında tüylenme artışı, kilo alma, adet döngü bozuklukları ile birlikte yaygın saç dökülmesi görülüyorsa, hasta mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Kadınlarda sıklıkla görülen bir diğer saç dökülme tipi; kronik telogen effluviumdur. Bu da başta anlatılan telogen effluviuma çok benzerdir. Ancak 6 aydan uzun sürmesi ile telogen effluviumdan ayrılır. Tetikleyici bir faktör genellikle tanımlanamaz. Saç dökülmesi şiddetle başlar ve saçlı deride ciddi açılma ile seyreder.

Saç dökülmesinden kurtulmada en son yenilikler

Erkeklerde kullanılabilen minoksidilin, kadınlarda yüzde Ulanma oluşturabilmesi, kadınlar tarafından tercih edilmemesine yol açmıştır. Bu nedenle kadınlarda güvenle kullanılabilecek doğal maddeler araştınlmaya başlanmıştır, özellikle Japonlar bu konuda çok yol katedmişlerdir.

Japon araştırmacılar depresyon tedavisinde kullanılan bir bitki olan Hyperium Perforatum (San Kantaron) dan elde ettikleri bir maddeyi özel bir metotla daha da geliştirerek kadınlar için ideal bir saç çıkartıcı elde etmişlerdir. Bu doğal bileşiğin adı Tflavondur. Tflavon bir astilbin türevidir. Bu bileşik hem laboratuar araştırmalarında hem de klinik araştırmalarda kadınlarda doğrudan saç derisine tonik formunda uygulandığında %82 oranında başarılı olduğu saptanmıştır. Tflavon özellikle kadınlarda önceden anlatılan her 3 tipteki saç dökülmesinde güvenle kullanılabilecek doğal ve hiçbir yan etki göstermeyen bir bileşiktir.

Yine Japonya Tokushina Üniversitesinden bir grup araştırmacı, Adenozin adı verilen doğal bir bileşiğin doğrudan saç köklerini uyardığı ve saç kökünün ölmesine ve sonunda saç dökülmesine yol açan faktörleri baskıladığını saptamışlardır. Aynı zamanda adenozin, saç köklerini aktive eden büyüme faktörlerinin de yapımını artırarak, sağlıklı yeni ve canlı saç teli oluşumunu sağlamaktadır.

Almanya Hamburg Üniversitesinden bir grup araştırmacı ise; hücrede enerjetik aktivite gösteren LKarnitin’in bir türevi olan LKarnitin- L- tartarat’ın saç köklerini uyard ğını, saç köklerinin ölümüne neden olan sinyalleri baskıladığı ve böylece saç kökü ömrünü uzatarak saç çıkmasını gerçekleştirdiği sonucuna varmışlardır. L- Karnitin- L -tartarat ile yapılan klinik araştırmalarla da kadınlarda saç dökülmesinde çok iyi sonuçlar alınmıştır.

Hem kadınlarda hem de erkeklerde saç dökülmesinin giderilmesinde kullanılan bir diğer doğal madde yeşil çaydır. Yeşil çay içinde bulunan EGCG maddesi, 5a redüktaz enzimini baskılayarak, saç kökünün cansızlaşması ve sonunda saç yapamaz hale gelmesinde baş rolü oynayan DHT adlı toksik etki gösteren hormonu engellemektedir. Yeşil çay EGCG ekstresi ağızdan tablet formu ile alınabileceği gibi saç toniği içinde doğrudan saçlı deriye uygulandığında saç kökünün ölümüne yol açan sinyalleri baskıladığı, saç kökü hücrelerinin çoğalmasını artırdığı saptanmıştır.

Tüm bu doğal maddeleri bir arada bulunduran saç tonikleri, kadınlarda saç dökülmesini önleyecek ve sağlıklı yeni saç teli oluşumunu sağlayacak ideal bileşim olacaktır.

Kadınlardaki saç dökülmesinde kullanılan doğal bileşikler

- T-flavone
- Adenozin
- L-karnitin L-tartarat
- Yeşil çay (EGCG)

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/saclariniz-psikolojinizi-bozmasin.html > Saçlarınız Psikolojinizi Bozmasın

Kalıcı Makyaj Pigmentasyon

Şubat 10th, 2010 by admin

KAŞ UYGULAMASINDA SON TREND – KIL TEKNİĞİ

Ana kaş rengi kopyalanarak boşluk ve seyrek olan kısımlar, kıl tekniği ile yoğunlaştırılır.Böylece kaşların muntazam bir görüntüsü sağlanır.

Düşük olan kaşların uç kısmı kıl tekniği uygulaması ile kaldırılabilir. Böylece yüz ifadesindeki hüzünlü ifade, yerini daha canlı ve estetik bir görünüme kavuşabilir.

Eksik olan tüm kaş, kıl tekniği ile doğal görünümde yapılandırılabilir.

Pigmentasyonun (kalıcı makyajın) kullanım süresi çeşitli faktörlere göre değişir:

• Yaş ve dokunun faaliyeti
• Kullanılan pigment boya ve ne kadar derine pigmentasyon yapıldığına
• Dış etkenler (yoğun güneş, peeling gibi) nedeniyle

KALICI MAKYAJIN KULLANIM SURESİ UZATILABİLİR MI ?

Kalıcı makyajınızın süresini uzatabilmek için bazı önlemler almak mümkün:

• Pigmentler kalıcıdır ama daima belli bir süre sonra solarlar ve rötuşa ihtiyaç gösterirler.

• Hem güneş ışığı, hem de düzenli ışık renklerine maruz kalmak ya da solaryum seansları olumsuz etki yaparlar.

• Cildin fazla kuru olması, bazı uyuşturucular ve sigara kullanımı da kalıcılığı olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

• Alfa-hidroksi, retin-a ve glikolik asit, kalıcı makyaj uygulanan bölgelerden uzak tutulması gereken maddelerdir (sadece uygulama yapılan bölgeler). Aksi halde etki azalabileceğinden belli sürelerde ekstra bakım gerekebilir.

• Göz kapaklarına güneş korumalı krem kullanmak, eye-liner uygulanmış gözlerde güneş gözlüğü takmak süreyi uzatıcı etki yapacaktır.

• Dudaklara koruyucu sürmek gibi bazı önlemler de pigmentasyonun kalıcılığını artırabilir.
Pigmentasyon sadece güzellik için değildir.

• Kozmetik uygulamalar tek bir alandır ama birçok pratik uygulamaları bulunur. Parkinson, Multiple Sklerosis
gibi titremeye neden olan bazı hastalıklar makyaj yapmayı olanaksız hale getirebilir, fakat kalıcı makyajla bu sorunların üstesinden gelinebilmektedir.

Kemoterapi veya alopesi nedeni ile kirpik ve kaşlarını kaybetmiş bay/bayanlar kalıcı kaşlar ve göz hat çizgileri ile özgüvenlerini tekrar kazanabilirler ve her gün tazeleme zorunluluğundan kurtulabilirler. Kaşı az olan veya hiç olmayan bir kişinin denize girmekte çektiği sıkıntı düşünülürse kalıcı makyajın getirdiği rahatlık daha iyi anlaşılabilir.

Meme ucunun areola adı verilen kahverengi kısmında pigmentasyon uygulaması ile gerçeğe çok yakın areola görüntüsü elde edilebilmektedir.

Kafa bölgesinde bulunan yara izleri gizlenebilir. Bu işlemde, doğal saçların kalınlığı ve rengi baz alınır ve yara izi dokusunun içine çizilir. Böylelikle kaşlarda veya saçların arasında bulunan yara izlerinin rahatsız edici görüntüsü gizlenebilir.

Görünüş bozukluğu olan, görme özrü bulunan ve katarakttı bayanlar kozmetik pigmentasyon kullandıklarında çok büyük görünüm avantajlarına sahip olabilirler.

Mikropigmentasyon alerjisi veya hipersensivitesi olan bayanların makyajı için de çok yardımcı olmaktadır. Fiziksel yoğunluğu olan işlerde çalışan bayanlar, vakit problemi yaşayan iş kadınları ve modellerin yanı sıra ev kadınları da pigmentasyonu tercih edebilirler.

Yara izlerinin yüzeylerinde renk ayarlaman pigmentasyon ile mümkündür. İşlemin herhangi bir iyileştirme etkisi olmadığını özellikle belirtelim. Bu işlemle sadece renk düzeltilebilir. Bu ve benzeri durumlarda pigmentasyon, yara tam olarak iyileştikten sonra hekim onayı alınarak yapılmalıdır.

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/kalici-makyaj-pigmentasyon.html > Kalıcı Makyaj Pigmentasyon

Lazer Epilasyon Uygulamaları

Ocak 29th, 2010 by admin

Lazer Epilasyon Nedir ?

Vücuttaki istenmeyen kılların ve tüylerin alınması işlemidir. Her kadın ve
erkek lazer epilasyon adayıdır. Lazer epilasyon için en popüler alanlar
bacaklar, kollar, sırt ve göğüstür. Lazer epilasyon ağrısızdır. Lazer epilasyon
için 3 önemli üstünlük komfor, hız ve güvenilirliktir. Lazer epilasyon sonrası
komplikasyonlar genelde geçicidir. Lazer epilasyon merkezleri uyguladığı lazer
epilasyon tedavisi kişiden kişiye değişmekle birlikte kadınlarda 4-8 seans,
erkeklerde 6-8 seans gibidir.
Merkezimizde Alexandrite Lazer Kullanılmakta olup ağrısız, Hızlı ve konforlu bir
ortamda epilasyon yapma imkanını hastalarımıza sunmaktayız.

Lazer Nasıl Epilasyon Yapar ?

Lazer selective photothermolysis(renge ve dokuya göre seçicilik) prensibine göre
çalışır. Lazer işlemi süresince, tedavi bölgesine uygulanan enerji, etraftaki
dokuyu etkilemeden, sadece belirli hücre yapısına ve dokuya kalıcı zararlar
verir. Bu durumda lazerin hedefi olan renk bileşenleri, vücut kılında bulunan
melanin pigmentleridir. 600- 1100 nm’lik optik penceredeki dalga boyları melanin
tarafından kolayca emilir ve ancak bu dalga boylarına sahip lazerler epilasyon
için uygundur.
Lazerin hedefi melanin üreten hücreleri içeren, bulb ve bulge bölgeleridir.
Erken anagen(büyüme) devresinde bulunan kıllar daha ince yapıda ve yüzeye daha
yakın bulundukları için daha kolay zedelenirler.
Ancak Telogen fazı tamamlandıktan sonra, tedavinin başarısı sorgulanabilir ve
gerekirse başka bir tedavi yapılır. Anagen devresindeki kıl yüzdesine bağlı
olarak, tam bir epilasyon genelde birden fazla seans gerektirir.

Kontak Lensler

Ocak 11th, 2010 by admin

Kontak lensler genellikle görme kusurlarını düzeltmek için ve bazı hastalıkların tedavisinde ayrıca kozmetik amaçlı kullanılır. Gözün kornea denilen en dış tabakasının üstüne yerleştirilir, bu nedenle gözlük gibi gözden daha uzak mesafede olmayacakları için gözün optik sisteminin bir parçası gibi davranırlar.

Kontak lens ile elde edilen görüntünün optik kalitesi gözlüğe göre daha yüksektir. İyi düzenlenen bir kontak lens adaptasyon döneminin dışında gözde yabancı cisim hissi uyandırmaz ve hastalar tarafından iyi tolere edilir. Kontak lensler yağmurlu ve buharlı ortamlarda nemlenmez.

Gözlük numaraları yüksek olduğu durumlarda, iki göz arasında numara farkı olduğunda tıbbi endikasyonları vardır. Gözlük kullanılması zor olan mesleklerde sosyal endikasyonları vardır.

Gözün en dış tabakası olan kornea oksijen ihtiyacının bir kısmını gözyaşından sağlar. Bu nedenle yanlış düzenlenen bir lens kornea tabakasının beslenmesini bozar.

Lensler korneanın eğimine uygun olarak düzenlenmez sıkı veya bol verilirse kornea epitalini tahriş eder. Bu nedenle kontak lenslerin ölçüsünün gözün anatomisini fizyolojisini bilen göz hekimleri tarafından alınması gerekir. Ayrıca kontak lens hastanın sosyal yapısı incelenmeli ve hijyene dikkat edemeyecek hastaya kesinlikle lens verilmeyecek, kontak lens verilirken kullanım şekli, kuralı, temizliği, kullanım süresi, takıp çıkartma yöntemleri göz hekimi veya hemşiresi tarafından hastaya etraflıca anlatılmalıdır.

Lens kullanan hastalarda problem varsa ya lens yanlış düzenlenmiştir ve ya hasta lensi kuralına göre uygun kullanmamaktadır. Göz doktoru alerji, kronik enfeksiyon ve ya lens kullanması kontrendike olan hastaya lens vermez. Hasta önce düzgün bir biyomikroskop muayenesi ve titiz bir gözlük muayenesinden geçirilir. Bu incelemelerden sonra hastanın göze ve görme kusuru hangi türden uygun ise o tür lens tatbik edilir.

Lenslerin Çeşitleri

Sert lensler, gaz geçirgen sert lensler ve yumuşak lensler olmak üzere üç gruba toplanır. Bu türlerin birbirine avantajları ve dezavantajları vardır. Sert ve gaz geçirgen; lensler ve sert şekillerini koruyan bir yapıya sahiptirler. Bu lensler iyi bir düzenleme ile gözün üstündeki göz yaşı filminde yüzerler. Hasta gözü bu lense alışana kadar biraz zamana ihtiyaç duyar. Lens kornea üzerinde kapak hareketleri ile yüzerken alttaki göz yaşı tabakası sürkülasyon olanağı bulur. Sert ve gaz geçirgen lensler daha net bir görüntü sağlarlar. Yumuşak lensler ise hidrojel veya slikon hidrojel gibi yumuşak katlanabilir metaryallerden üretilmektedir.

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/kontak-lensler.html > Kontak Lensler

Estetikte Kar/Zarar Hesabı

Aralık 29th, 2009 by admin

Kemerli değil düzgün bir burnun yıl sonu primine katkısı nedir? Biraz daha küçük bir basen kariyer merdiveninde kaç basamak atlatır? Liposuction’lı bir karın insanı yönteci yapar mı? Yanıtlarını uzmanlar verdi…

Türkiye iş dünyası yeni yeni tanışıyor olsa da kariyer estetiği, dünyada yaygın bir trend. Kariyer sahibi kişinin her zaman bakımlı olması gerektiği yolunda baskı giderek artıyor. Üstelik bu baskı sadece kadınlara yönelik değil, erkeklerde nasibini bundan alıyor. Türkiye’nin önde gelen plastik cerrahilerinden aldığımız bilgilere göre, estetiğe başvuran kişilerin yüzde 48,22 sini meslek sahibi erkekler oluşturuyor. İş hayatına yeni atılma dönemi olan 25′li yaşlarda küçük dokunuşlarla başlayan iş estetiği, 30′lu yaşlarda iş hayatının yarattığı yorgunluğu silmek için kullanılıyor. 50′li yaşlarda ise gençleşmek için estetik yaptırılıyor.

Özellikle iş dünyasında bakımlı ve prezantabl görünme şartıda estetiğe olan ilgiyi bu sayede arttırıyor. Uzmanlar artık büyük operasyonlar yerine küçük müdahaleler ile daha genç ve bakımlı olanabileceğini savunuyor. İş dünyasının talebide bu yönde. İş dünyasında artık sadece başarılı olmak değil, iyi görünmek de büyük önem taşıyor. Kariyer için yaptırılan estetik operasyonlarda son beş yılda genel olarak yüzde 100′lük bir artış olduğu tahmin ediliyor.

Kariyerin Düşmanları: Kilo ve Yaş

Günümüzde hemen herkez hem uzun yaşamak hem de genç görünmek istiyor. Özellikle rekabetin çok yoğun yaşandığı iş ortamında genç ve dinamik görünmek, adeta kariyer planlamasının unsurları arasında yer alıyor. Çünkü yaşla birlikte performansın da düşeceğine dair ön yargılar var. İmaj ve iletişim danışmanı Suna Kabadayı, bu önyargıya ilişkin İngiltere’de yapılan bir araştırmayı örnek olarak veriyor.

Araştırmaya göre işte ayrımcılık, en fazla yaş etkenine bağlı olarak ortaya çıkıyor. Genç çalışanlara karşı kendisini güçlü hissetmek için estetiğe başvuran profesyonel sayısı da giderek artıyor. Fazla kilolarda iş dünyasında yaş gibi büyük bir problem Cornell Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, ortalamanın 30 kilogram üstündeki iş kadınlarının maaşlarının yüzde 9 daha düşük olduğu görülüyor. Aynı yaş grubu itibari ile yakışıklı erkekler daha az çekici akranlarına kıyasla yüzde 15, güzel kadınlar ise sade ve basit görünümlü akranlarına kıyasla yüzde 11 daah fazla kazanıyorlar. Türkiye’de dünya ile paralel bir seyir izliyor. İnsan kaynakları firmalarından alınan bilgiler de bu doğruldtuda. Kurum içinde çalışanların bakımlı ve prezantabl olması firmaların aranan nitelikler listesinde ilk sırada yerini alıyor. Özellikle müşterileriyle ve paydaşlarla yüz yüze temas edilen, çalışanın şirketi bire bir temsil ettiği; satış, müşteri hizmetleri, insan kaynakları, halkla ilişkiler, pazarlama gibi pozisyonlarda bu kriterler daha fazla önem kazanıyor.

Erkekler Arasında Hızla Yayılıyor

Türkiye’de estetik operasyonların cinsiyete göre dağılımı yüzde 90 kadın, yüzde 10 erkek şeklinde, Plastik cerrahiler, bundan on yıl önce erkeklerin oranının yanlızca yüzde 1 olduğunu söylüyor. Erkeklerin en fazla tercih ettikleri tür burun ameliyatı (yüzde 18) İş insanlarının zamanı hem değerli hem de kısıtlı. Bu durum büyük operasyonlara olan talebi azaltıyor. kariyer estetiği yaptıranlar daha çok hafta sonu operasyonlarını ya da öğle arasında yapılan küçük dokunuşları tercih ediyor. Örneğin, geleneksel yüz gerdirme operasyonu için ortalama iki haftalık bir süre gerekirken, yağ dokusu enjekte edilmesi yöntemi ile bu süre hem azaltılıyor, hem de daha uygun bir maliyete yapılıyor. Estetik işlemlerde iş dünyasındaki insanların en önemli özellikleri olarak kararlı olmaları, ne istediklerini bilmeleri ve zaman almayan işlemleri seçmeleri örnekleri veriliyor.

Dünyada kariyer için estetik çok yaygın. Amerika’da erkeklerin yüzde 20’si, kadınların ise yüzde 15′i kariyerlerinde ilerlemek uğruna bıçak altına yatıyor. Amerikan Yüz Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akedemisi üyelerinin üçte ikisi, kendilerine gelen hastaların kozmetik cerrahiyi, rekabetçi çalışma ortamı içerisinde bir adım öne çıkabilmek için tercih ettiklerini belirtiyorlar. Türk Plastik Cerrahlara göre, Türkiye’de meslek sahibi olup estetiğe başvuran yüzde 61,7lik oranın yüzde 2.38′ini yöneticiler oluşturuyor. Bunların yüzde 1.90′ı kadın, yüzde 0.48′i ise erkek. Estetik operasyonların başında ilk sırayı burun estetiği alıyor. İkinci sırada saç ekimi, üçüncü sırada ise bel ve basen bölgesinden yağ aldırma, selülit operasyonları ile kepçe kulak ameliyatları geliyor.

Amerika’da daha önceleri göz ve göz çevresi ameliyatları ön planda iken, şimdilerde öbezitenin yayılması ve yarattığı olumsuz sonuçlar nedeniyle liposuction başı çekiyor.

Kariyer Estetiğinin Maliyeti

Burun Estetiği Operasyonu Ücretleri 6-10 bin
Saç Ekimi Operasyonu Ücretleri 2-5 bin
Liposuction Yağ Aldırma Operasyonu Ücretleri 5-9 bin
Karın Germe Operasyonu Ücretleri 5-10 bin
Göz Kapağı Operasyonu Ücretleri 2.5-10 bin
Yüz Germe Operasyonu Fiyatları 5-10 bin
Kepçe Kulak Operasyonu Fiyatları 3-6 bin
Botoks Operasyonu Fiyatları 500-1 bin

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/estetikte-karzarar-hesabi.html > Estetikte Kar/Zarar Hesabı

Benler,Ben Estetiği,Ben Alınması

Aralık 14th, 2009 by admin

Deri çok karmaşık yapıda bir organdır. Çok sayıda özelleşmiş hücre grupları
içerir. Her hücre grubu farklı gelişim basamaklarında normal olmayan gelişim ve
değişimler gösterebilir. Benler vücudun her tarafında görülebilen, genellikle
çevre deriye göre daha koyu renkli, normal dışı hücre gelişimleridir.

Deri rengini belirleyen etkenlerin en önemlisi melanin adı verilen bir
pigmenttir ve melanosit adı verilen hücreler tarafından oluşturulur. Güneş
ışığına maruz kaldığımızda deride melanin pigmenti artar ve deri rengi
koyulaşır.

Bu olağan bir süreçtir. Kalıtsal özellikler, güneş ışığına maruz kalma gibi
etkenler benlerin oluşmasına yol açarlar. Bazı benler ise doğuştan mevcuttur ve
bunların biraz daha dikkatle izlenmesi gerekir. Üzerlerinde kıl olabilir ya da
olmayabilir. Doğuştan var olan, boyutu büyük ve kıllı benlerde yakın takip ve
değerlendirme şarttır.

Var olan her ben kansere dönüşmez. Benlere cerrahi müdahale yapmanın da kanser
gelişimiyle bir ilgisi yoktur. Yani bıçak değerse kanser oluşur inancı bilimsel
bir temele dayanmamaktadır. Bazı benler doğrudan kötü huylu tümöre
dönüşebilirler. Bazı kişilerde çok sayıda ben mevcuttur ve ailenin diğer
bireylerinde de aynı durum söz konusu olur. Bu gibi durumlarda da yakın takip ve
güneşten korunma özellikle önem taşır.

Yüz, el, boyun gibi güneş etkisine açık bölgelerde, erkeklerde sakal, bıyık gibi
sürekli traş travmasına maruz kalan bölgelerde, tesbit ve takibi daha zor
olduğundan, tarak ile travmaya maruz kaldığından saçlı deri içindeki benlerde
cerrahi müdahale ile çıkarma biraz daha öncelikli düşünülebilir.

Kişinin sadece kozmetik nedenlerden dolayı benini aldırması da mümkündür. Benler
genellikle zararsız kitleler olmakla birlikte nadir görülen fakat tehlikeli
seyredebilen tümörlerle de ilişkili olabilirler. Erişkin yaşta yeni ortaya
çıkmış, kenarları düzensiz, renk dağılımı düzensiz ya da yara içeren benler, ya
da var olan benlerde renk, boyut ve şekil düzensizlikleri ortaya çıkması gibi
durumlarda tıbbi değerlendirme gereklidir.

Saplı ya da deriden sarkan benler ise halk arasında et benleri olarak
bilinirler. Bunlarda genellikle zararsızdırlar fakat kozmetik nedenlerle
çıkartılabilirler. Deri renginden ya da daha koyu renkte olabilirler.

Bunlar daha çok yaşlanmayla birlikte ortaya çıkarlar ve hem kadın hem de
erkeklerde görülebilirler. Daha çok boyun, ense, koltuk altı gibi bölgelerde
görülebilirler. Şeker hastalarında sıklığı biraz daha fazladır. Gebelikte sayı
ve boyutta artış görülebilir.

Çıkarılan benler patolojik incelemeye gönderilir ve sonucuna göre gerekli
tedbirler alınır. Ben kökenli deri tümörlerinde en önemli şey korunma ve erken
tanıdır. Bilinen ve kontrol edilebilir en önemli faktör güneş ışınlarıdır.
Güneşten korunmayı sağlayan giysiler, yüksek faktörlü güneş koruyucular, güneşin
etkili olduğu saatlerde güneşe çıkmamak gibi önlemler korunma için önemlidir.

Kişinin kendisini takibi, ayda bir tüm benlerini kontrol etmesi, yeni çıkan yada
şekil-boyut değişimi gözlenen benler olduğunda tıbbi yardım alması ise erken
tanı için önemlidir.

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/benlerben-estetigiben-alinmasi.html > Benler,Ben Estetiği,Ben Alınması

Botoks Hakkında Bilinmeyenler

Aralık 12th, 2009 by admin

Çeyrek asırdır tıbbın çeşitli alanlarında kullanım alanı bulan Botoks, Botulinum (Botox), “Clostridium botulinum” denilen bir bakterinin ürettiği botulinum toksinidir. Bazı kas hastalıkları, kas spazmları, gerilim – migren tipi başağrısı tedavileri ve terleme bozukluklarında kullanılan botokstan, günümüzde ise en sık olarak, etetik amaçlı yüz çizgilerinin giderilmesinde yararlanılmaktadır. Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğba Türker botoks ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Botoks yüz estetiğinde nerelerde kullanılabilir ?

Botoks ilk olarak kaş çatma çizgisinin giderilmesinde kullanılmış, daha sonra ise geliştirilerek yüzdeki dinamik kırışıklıkların tamamına uygulanmaya başlanmıştır. Botoks, alın çizgileri, kaz ayağı denilen göz çevresindeki gülümseme çizgileri, boyun çizgileri, göz altında ve burun kenarlarında oluşan ince çizgiler ve sigara içenlerde gelişen dudak üstü çizgilerinin giderilmesinde; ayrıca kaş şekillendirme, burun ucu kaldırma ve çene ucu yuvarlaklaştırmada da kullanılmaktadır.

Botoksun etki mekanizması nasıldır ?

Botoks ile istenen etki, hedef kasın gevşetilmesi ve felce uğratılmasıdır. Botoks, sinir uçlarında iletimi sağlayan asetilkolin denilen maddenin salınımını durdurarak, sinirin etki edeceği kasın kasılmasına engel olur. Dolayısıyla sinirler ile sinirlerin etki ettiği kaslar arasındaki iletişim bozulur. Mimik kasları, ileti gidemediği için kasılma hareketini yapamazlar. Böylece deride oluşan çizgiler ve kırışıklıklar düzleşir. Botoks ile en iyi etki, 25-45 yaş arası bayanlarda sağlanır.

Nasıl uygulanır ?

Botoks, vakumlu cam şişe içinde toz halinde bulunan bir maddedir. Önce, serum fizyolojik ile belli oranlarda sulandırılır, sıvı forma getirilir. Daha sonra, çok ince uçlu iğneler ile solüsyonun kas içine enjekte edilmesi yoluyla uygulama yapılır. İşlemden önce lokal anestezikli kremler enjeksiyon bölgelerine sürülebilir veya işlem esnasında, iğne batırılmadan önce, buz kompresleri yapılabilir. Çok ağrılı bir işlem değildir.

Etki en erken ne zaman görülür, ne kadar sürer ?

Etkisi en erken 2-3 günde başlar, 1 hafta sonra ise en belirgin düzeye ulaşır. Botoksun ömrü kişinin yaşına, uygulanan kas gruplarına, kırışıklığın derinliklerine göre değişkenlik gösterir. Genellikle ilk seansın ömrü ortalama 3-4 ay civarındadır. Tekrarlayan uygulamalar sonucunda etki süresi giderek artar ve bu süre 9-10 aya kadar uzayabilir.

Kimler uygular ?

Botoks uygulamaları dermatolog ve plastik cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Botoks uygulayıcısının mutlaka anotomi bilgisi olmalıdır. Hangi kasın hangi hareketi yaptırdığını, nerede başlayıp nerede sonlandığını iyi bilmek gerekir. Aksi taktirde istenmeyen kozmetik sonuçlarla karşılaşılabilir. Uygulayıcı gelişebilecek komplikasyonlar konusunda da bilgili olmalıdır.

Komplikasyonları nelerdir ?

İlk olarak, botoksla ilgili olarak ortaya çıkan komplikasyonların çok nadir geliştiğini ve geçici olduğunu belirtmek gerekir. Etkiler gibi, komplikasyonların ömrü de botoksun ömrü kadardır. Hayatı tehdit edici ve kalıcı komplikasyonlar görülmez.

Botoksun enjeksiyona bağlı yan etkileri ağrı, şişlik, kızarıklık ve baş ağrısıdır. Baş ağrısı hafif, kısa sürelidir ve ağrı kesicilere cevap verir. Uygulama bölgelerine göre de çeşitli komplikasyonlar gelişebilir. Bu komplikasyonların en önemlisi üst göz kapağında düşmedir, 2-4 hafta içinde gerilemektedir. Göz bebeğini büyüten göz damlalarıyla hafifletilir. Ayrıca, kaşta düşme, çift görme, asimetrik gülümseme, ağız etrafı uygulamalarında gülmede değişiklikler, dudak hareketlerinde değişiklikler de gelişebilir.

Nadire, uygulamadan sonra grip benzeri belirtiler, halsizlik, bulantı-kusma da görülebilir.

Botoks kimlere uygulanamaz ?

işlemden önce hastanın en ufak bir tereddütü, kararsızlık hali varsa uygulama yapmaktan kaçınmak gerekir. Diğer kozmetik uygulamalarda olduğu gibi, hasta ile beklentisi hakkında mutlaka konuşulmalıdır.

Gebelik ve emzirme döneminde olan bayanlara botoks yapılmamalıdır. Kişinin uygulama alanlarında enfeksiyon, bilinen sinir-kas hastalığı varsa ve sinir-kas iletimini etkileyen bir ilaç kullanımı söz konusu ise botoks uygulaması yapılmaz. Ayrıca kanama bozukluğu olan, aspirin ve benzeri kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilere de botoks uygulanamaz.

Tekrarlayan uygulamaların zararı var mıdır ?

Botoks uygulamaları sonrası kaslarda kalıcı bir erime ve hasar gelişmediği, yapılan bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Yapılan kas biyopsilerinde de herhangi bir kas hasarına rastlanılmamıştır.

Uygulamadan sonra nelere dikkat edilmelidir ?

İşlemden sonra 2-4 saat süresince öne eğilmemeli, sportif aktivitede bulunulmamalıdır. Enjeksiyon bölgesi ovuşturulmamalı, su değdirilmemelidir. Yüzü koyun ve yan yatılmamalıdır. İşlemin hemen öncesinde ve sonrasında alkol alınmamalıdır. Ayrıca botoks uygulanan mimik kasları gün içinde ara ara çalıştırılarak (gülümseme, kaş kaldırma, kaş çatma gibi) toksinin, istenen kasın içine dağılması sağlanmalıdır.

Kaynak:
http://www.plastikcerrahi.net/botoks-hakkinda-bilinmeyenler.html > Botoks Hakkında Bilinmeyenler

« Previous Entries